Level 1 &2 Team Leader isini alamadim. Oysa ki mulakatim son derece iyi gecmisti, sunumum harika fikirlerle doluydu... Yeni isi icin istifasini veren eski team leader bile herseyi, ne yapmam gerektigi bana bir guzel siralamisti, benim team leader olmamin en dogrusu olacagina inaniyordu, hatta referenslarimdan biri de oydu. emindi ben olmaliydim. Butun istatistik bilgileri vermisti, butun kaynaklari benim masama toplamisti... Bolumdeki herkes bu isi alacagima yuzde yuz inaniyordu.. O bolumun natural leader'i zaten ben degil miydim ki? Zaten bir team leader'in yapacagi honca isi yapmiyor muydum ki? Inanilmaz bir becerim vardi, deneyimlerim bu is icin benim bicilmis kaftan oldugumun en belirgin gostergesiydi... Mulakata bile gerek yok diyordu herkes.. IELTS' ve diger academic dersleri ben vermiyor muydum ki? Teacher trainer diye bir vasfim da yok muydu ki? Universitede ogretim gorevligi yapmamis miydim ki? Masterim, ve onun gibi daha bir cok diplama yok muydu ki? Eeeee niye alamadim ben bu isi de, daha 5 senelik yeni yetme bir ogretmen kapti elimden bu isi. Daha gecen yila kadar benim sinifimda benden egitim almamis miydi ki bu hatun? Niye bu liderlik gorevi ona verildi peki? Hala niye alamadigimi dusunuyorum, butun box'lari tick'ledigim halde nasil olur da ben isi alamam...
Aklima kizkardesimin one surdugu ve benim kesinlikle inanmadigim o neden geliyor.. Sebep onlardan, yani bir Ingiliz olmamam, bir Turk olmam olabilir mi? Bunu dusunmek bile istemiyorum...
Onurum, sahsiyetim, gururum icin istifa ettim dun... Mudurum kabul etmedigini soyledi... Pazaretesi yeniden gorusme talebinde bulundu... Is arkadaslrim text ustune text, mesaj ustune mesaj gonderiyorlar... Hic biri inanmiyor yapilan bu haksizliga... Beni yureklendirmeye calisiyorlar... Bu beni bir dereceye kadar mutlu etse de, bu bana karsi bilmem kacinci kez yapilmis haksizliga, adaletsizlige tahammul edemiyorum, icim kaldirmiyor artik... Daha ne kadar bir insan cirpinabilir ki? Daha ne yapmam lazim kabul edilmem icin, sesimin duyulmasi icin?
Friday, November 6
Friday, October 23
Mad world
All around me are familiar faces
Worn out places, worn out faces
Bright and early for their daily races
Going nowhere, going nowhere
And their tears are filling up their glasses
No expression, no expression
Hide my head I want to drown my sorrow
No tomorrow, no tomorrow
And I find it kind of funny
I find it kind of sad
The dreams in which I'm dying
Are the best I've ever had
I find it hard to tell you
'Cos I find it hard to take
When people run in circles
It's a very, very
Mad World
Children waiting for the day they feel good
Happy Birthday, Happy Birthday
Made to feel the way that every child should
Sit and listen, sit and listen
Went to school and I was very nervous
No one knew me, no one knew me
Hello teacher tell me what's my lesson
Look right through me, look right through me
Worn out places, worn out faces
Bright and early for their daily races
Going nowhere, going nowhere
And their tears are filling up their glasses
No expression, no expression
Hide my head I want to drown my sorrow
No tomorrow, no tomorrow
And I find it kind of funny
I find it kind of sad
The dreams in which I'm dying
Are the best I've ever had
I find it hard to tell you
'Cos I find it hard to take
When people run in circles
It's a very, very
Mad World
Children waiting for the day they feel good
Happy Birthday, Happy Birthday
Made to feel the way that every child should
Sit and listen, sit and listen
Went to school and I was very nervous
No one knew me, no one knew me
Hello teacher tell me what's my lesson
Look right through me, look right through me
Thursday, October 22
Dersim bitmis, sinifta bir ogrencim arkada kalmis - yuzu gozu kapali, son derece inanmis, kendini dine adamis gibi gozukenlerden... Ben ise ders notlarimi duzenliyorum, dosyalarimi bir duzene sokuyorum, birazdan ogle yemegimi yiyecegim, onun hayallerini kuruyorum... O arada bana " Niye tsumani'yi dusunuyorsun" diye sormaz mi.. Arkasindan "niye deprem bunca yildir" diye de eklemez mi? Ben oldukca saskin, ne diyecegimi bilemiyor ve butun bunlari nereden biliyor diye dusunurken, " Insan yuzlerini okuyabiliyorum" demez mi bana son derece dingin yuzu ve gozleriyle!! Bir de arkasindan "Sems-i Tebriz'inin yolundan gitme sakin, o cok oteki dunyaya ve allah'a adamis kendini, oysa senin bu dunyada yapacagin cok sey var, dunyevi ol" diye herseyin ustune tuz biber eklemez mi!!???
Ensemden soguk sular akti... Terledi ellerim, nutkum tutuldu... Kime bahsettim ben bunlardan, kim biliyor butun bunlari diye aklimdan tek tek is arkadaslarimi ve sinifta soylediklerimi, tartistiklarimi aklimdan gecirdim...
Kim biliyordu ki, ben kiminle tartismistim ki;
aslinda hic bir inanci veya dini sevmedigimi, sonuna kadar kacindigimi;
dinlerin ve koru korune baglanmis inanclari kotulugun asil anasi olarak gordugumu;
gun icinde veya yil icinde tekrarlanan - ancak niye yaptigimizi bir turlu bilmedigimiz, aklimizdan boyle bir soruyu dahi gecirmedigimiz - ritual'lara gerek olmadigini;
sayet ahlakliysak, ethical'sak, dogruyu ve yanlisi biliyorsak dine ve yukarilardaki bir varliga veya varliklara gerek duyulmayacagini;
aslinda tanri, allah ve oteki dunya yerine insanlik ve digerleri icin calismamizin daha yuce oldugunu....
Kim bilebilirdi ki; aslinda, ozumde agnostic oldugumu ancak su siralar Elif Shafak'in Ask adli kitabini okudugumdan beri, Mevlana Rumi degil de, Sems-i Tebrizi hakkinda arastirmalar yaptigimi...
Aklimdan cikmiyor bu kadin...
Ensemden soguk sular akti... Terledi ellerim, nutkum tutuldu... Kime bahsettim ben bunlardan, kim biliyor butun bunlari diye aklimdan tek tek is arkadaslarimi ve sinifta soylediklerimi, tartistiklarimi aklimdan gecirdim...
Kim biliyordu ki, ben kiminle tartismistim ki;
aslinda hic bir inanci veya dini sevmedigimi, sonuna kadar kacindigimi;
dinlerin ve koru korune baglanmis inanclari kotulugun asil anasi olarak gordugumu;
gun icinde veya yil icinde tekrarlanan - ancak niye yaptigimizi bir turlu bilmedigimiz, aklimizdan boyle bir soruyu dahi gecirmedigimiz - ritual'lara gerek olmadigini;
sayet ahlakliysak, ethical'sak, dogruyu ve yanlisi biliyorsak dine ve yukarilardaki bir varliga veya varliklara gerek duyulmayacagini;
aslinda tanri, allah ve oteki dunya yerine insanlik ve digerleri icin calismamizin daha yuce oldugunu....
Kim bilebilirdi ki; aslinda, ozumde agnostic oldugumu ancak su siralar Elif Shafak'in Ask adli kitabini okudugumdan beri, Mevlana Rumi degil de, Sems-i Tebrizi hakkinda arastirmalar yaptigimi...
Aklimdan cikmiyor bu kadin...
Dun gece ruyamda gordum seni..
Dun gece yine bir ruya gordum, icinde sen vardin.. Tamam konusmuyoruz artik filan filan bir suru abuk sey aciklayamadigim simdi, ancak soylemeliyim yine de dedim, anlatmaliyim sana gorduklerimi, hic karsiliksiz, dusunmeden, biraz da alkolun etkisiyle... Oldukca gercekti cunku... Bir daldan otekine konuyordun, ancak sicakti tenin, evet teninin sicakligina kadar hissettim ruyamda seni... sarildim sana, ensen sicacikti... Bir ara optun beni, ust dudagima degdi dilin.. Ben de senin ust dudagina dokundum hafifce, sen de " eeee ben istedim tabii! dedin, sanki pismandin bunu yaptigina... Adini hatirlayamadigim birileri vardi kucagina aldigin, benim gordugum, beni kusturdugun... Dus aldin bir ara, seni ciplak gordum, bakmak istemedim, ancak yine de gordum... Beni elestirdin durdun.. Makyajimi niye yapmiyordum, niye tirnaklarima bakmiyordum, niye denizden ciktigim gibi karsinda duruyordum gibi bir suru sey... saclarim islakti cunku, gercekten de denizden daha yeni cikmistim... Bir parti vardi onumuzde ancak... Denizin oldugu bir yerdeydik... Bir suru elbise degistirdim senin gozune gireyim diye, makyaj yaptim, saclarimi topladim ensemde belki seversin diye... Benim elimi tuttun, tepelere tirmandik beraberce, elele... Cok sicaktin bir ara... sonra bir kac hap verdin kendimi iyi hissedeyim diye... Sen de almistin o haplardan, pek neseliydin... Arkasindan uzdun beni... Tuhafti, etkisinden kurtulamadim, sana da yazayim dedim... Kendine cok iyi bak oldu mu...
Thursday, September 3
Guya ben aliskanliklarimdan kurtulacaktim... Peh!!
Guya ben aliskanliklarimdan kurtulacaktim... Peh!! Yine ictim.. hatta sigara bile ictim!!! Lanet olsun bana , emi???!!!!
Tuesday, September 1
Yuzyuze geldik!
Ne zamandir erteliyordum onunla yuz yuze gelmeyi... Bugun o gunmus.. Ise yeniden basladi; bu ikinci hamileligi, Kasim ayina kadar calisacak sonra bir sene daha izinli olacak...
Ona kizginim..
Beni kandirdigi, iyi niyetimi kotuye, kendi cikarlari dogrultusunda kullandigi icin mi; yoksa en iyi arkadas sandigim ancak onun baska kucuk cikarlar pesinde kostugunu anladigim icin mi, veya veya benim olamadigim o kadin oldugu icin mi kizginim ona - bilemiyorum su an..
Benim olmak istedigim kadin olabilir mi sahi?
Sonucta dunyanin dort bir tarafindaki ailesini bir araya toplayabildi, onlarla evliligini kutlayabildi (hahaha sanki ben bir dugun planliyordum da, aslinda ben gelinlik bile giymeyecektim, oyle evlenme dairesine gidip iki dakika da evlenecektim kanunlar karsisinda, o zaman bu sebep olamaz, iyi de niye bunu yazdin peki simdi).... Balayi icin Fransa'ya gitti (ben balayimdan oldukca memnunum; Alanya, deniz gunes kum bira muzik ve o, hepsi bu, mutluluk icin yeter de artar, sebep bu olamaz). Simdi de pesi sira doguruyor, yuvasini kuruyor, "tam" bir aile olabilecek minik yavrulari ve esi ile (iyi de sen zaten cocuk mocuk bebek mebek istemiyorsun ki)... Sonra calismasina da gerek yok, oturabiliyor evinde (yok yok, bu sebep olmaz, sen hep calismak istedin, calismayi seviyorsun, tamam yarim zamanli bir isi gayet olabilirdi, kabul)... Para sorunu yok. Benimle ayni mahallede, hatta neredeyse ayni sokakta, ancak benimkinden cok daha iyi bir evde yasiyor (delisin sen, sen degil miydin ki, "cok para istemiyorum, yetecek kadar olsun, sonra cok calisayim, ben kurayim, ben seceyim, ben alayim ihtiyaclarimi, yavas yavas, bundan daha guzeli olmaz diye!!) . Arabasi var, isine 20 dakika gibi bir saatte varabiliyor; benim gibi trenlerde, otobuslerde bir saati asan bir yolculuk yapmiyor gunde iki kere (iyi de senin prensiplerin var, hani yesildin, hani bin tane arabasi olanlardan, her yere arabasiyla gidenlerden, bu dunyayi copluge cevirenlerden nefret ederdin??! hem dur bakalim, zaten ehliytein var, baska diyarlardan gelmissin, oyle pat diye alinmiyor ki su lanet sey!)).... Ustleri ile arasi da cok iyi, onu herkes seviyor, hatta ozluyor (iyi de bir sen biliyorsun ne fettan ne cingoz oldugunu!). Guleryuzlu, depresyon derdi yok, sakin (ya tabii, bebekten sonra durumlar degisti ama degil mi, simdi ofisinde bin yere kosuyor, aklinda bebek!)... Calismaya basladiktan hemen sonra en yukarilara kadar cikti, "teacher trainer" bile oldu daha yeni yetme ogretmenken ve en kotusu ben iki sene kadar beklemeye alinmisken (bu isi nasil becerdigini biliyorsun ama degil mi, gercek degil ki!). Herkes onu cok iyi bir ogretmen oldugunu dusunuyor (sen en iyisi degil misin ki, ogrencilerin, ustlerin, mufettisler bunu soylemiyor mu ki). Kendisini gosterebiliyor, agzi cok iyi laf yapiyor, her delige girebiliyor... Hirsli, tuttugunu kopariyor....
Yok, benim olmak istedigim kadin olamaz....
Onu son derece ahlaksiz buluyorum bir kere... Sinav sorularini ofis disina cikarip bir guzel ogencilerine verdigi icin olabilir bu; ki kimsenin bundan haberi yok, herkes iyi bir ogretmen oldugu icin sinav sonuclarinin iyi oldugunu saniyor.... Bana sinav sorularini vermeyi teklif ettiginde gozlerim yuvalarindan firladi!!! Boylesi bir cesaret, boylesi bir kurnazlik, boylesi bir ahlaksizlik! Ilk o zaman maskesini, gercek yuzunu gormustum! Ne cok korkarim maskesi olanlardan oysa...
Veya insanlarin agzindan laf alip, hatta onlari cokca kullanip, gelismeleri kendi lehine cevirdigi icin de olabilir... Sonucta "teacher trainer" etiketini bu sekilde kapmadi mi ki! Benim agzimdan ne olmak istedigimi, planlarimi, kariyerimde bir sonra atacagim adimi, hayallerimi ogrendi ve bir guzel ben yaz tatilindeyken, gozlerden uzaktayken, ayakta uyuyan mudurumu de kullanarak, onu ikna ederek, basvurusunu yapti, gerekli formalari cabucak ben gelmeden dolduruverdi, Cambridge Universitesi'ne gonderiverdi... Yaz tatilimden dondugumde o cok istedigim ve ugrunda taklalar attigim "teacher trainer" pozisyonu icin onun secilmis oldugunu ogrendigimde beynimden vurulmusa ugradim.. Benim 19 yillik ogretmenligim, egitimim, deneyimim, liderligim bir kenara atilmis; iki senelik yeni yetme ancak en iyi arkadasimin "teacher trainer" olmasina karar verilmisti... O yaz ben tatildeyken basvuruyu yaptigini hic bir zaman soylemedi bana, Mary'nin kendisini secmis oldugunu soyledi onun yerine... Ancak isin gercegini ben baskasindan ogrendim, mudurumden, Mary'den; agzim bes karis acilmisken...
Veya profosyonel bir sekilde "kic yaladigi" icin de olabilir... Gormedim mi ki nasil yalakalik yaptigini kac kere Mary'e... Onun cantasini bile tasidi, benim sozde en yakin arkadasim... Hatta benim cikardigim materyalleri kendisinin metaryaliymis gibi gosterdi, kendini daha da ustun gostermeyi boyle basardi!
Yok yok en kotusu sanirim Melanie'nin ona en ihtiyaci oldugu sirada poposu yemedigi icin ve Mary'nin gozunden dusmemek icin destegini cekmesi de olabilir - bak simdi aklima geldi..
Her ne olursa olsun o ahlaksiz bir kadin benim gozumde.. Boylelerine hayatim botunca tiksintiyle bakmisimdir...
Olmak istedigim kadin olamaz o!!!
Ona kizginim..
Beni kandirdigi, iyi niyetimi kotuye, kendi cikarlari dogrultusunda kullandigi icin mi; yoksa en iyi arkadas sandigim ancak onun baska kucuk cikarlar pesinde kostugunu anladigim icin mi, veya veya benim olamadigim o kadin oldugu icin mi kizginim ona - bilemiyorum su an..
Benim olmak istedigim kadin olabilir mi sahi?
Sonucta dunyanin dort bir tarafindaki ailesini bir araya toplayabildi, onlarla evliligini kutlayabildi (hahaha sanki ben bir dugun planliyordum da, aslinda ben gelinlik bile giymeyecektim, oyle evlenme dairesine gidip iki dakika da evlenecektim kanunlar karsisinda, o zaman bu sebep olamaz, iyi de niye bunu yazdin peki simdi).... Balayi icin Fransa'ya gitti (ben balayimdan oldukca memnunum; Alanya, deniz gunes kum bira muzik ve o, hepsi bu, mutluluk icin yeter de artar, sebep bu olamaz). Simdi de pesi sira doguruyor, yuvasini kuruyor, "tam" bir aile olabilecek minik yavrulari ve esi ile (iyi de sen zaten cocuk mocuk bebek mebek istemiyorsun ki)... Sonra calismasina da gerek yok, oturabiliyor evinde (yok yok, bu sebep olmaz, sen hep calismak istedin, calismayi seviyorsun, tamam yarim zamanli bir isi gayet olabilirdi, kabul)... Para sorunu yok. Benimle ayni mahallede, hatta neredeyse ayni sokakta, ancak benimkinden cok daha iyi bir evde yasiyor (delisin sen, sen degil miydin ki, "cok para istemiyorum, yetecek kadar olsun, sonra cok calisayim, ben kurayim, ben seceyim, ben alayim ihtiyaclarimi, yavas yavas, bundan daha guzeli olmaz diye!!) . Arabasi var, isine 20 dakika gibi bir saatte varabiliyor; benim gibi trenlerde, otobuslerde bir saati asan bir yolculuk yapmiyor gunde iki kere (iyi de senin prensiplerin var, hani yesildin, hani bin tane arabasi olanlardan, her yere arabasiyla gidenlerden, bu dunyayi copluge cevirenlerden nefret ederdin??! hem dur bakalim, zaten ehliytein var, baska diyarlardan gelmissin, oyle pat diye alinmiyor ki su lanet sey!)).... Ustleri ile arasi da cok iyi, onu herkes seviyor, hatta ozluyor (iyi de bir sen biliyorsun ne fettan ne cingoz oldugunu!). Guleryuzlu, depresyon derdi yok, sakin (ya tabii, bebekten sonra durumlar degisti ama degil mi, simdi ofisinde bin yere kosuyor, aklinda bebek!)... Calismaya basladiktan hemen sonra en yukarilara kadar cikti, "teacher trainer" bile oldu daha yeni yetme ogretmenken ve en kotusu ben iki sene kadar beklemeye alinmisken (bu isi nasil becerdigini biliyorsun ama degil mi, gercek degil ki!). Herkes onu cok iyi bir ogretmen oldugunu dusunuyor (sen en iyisi degil misin ki, ogrencilerin, ustlerin, mufettisler bunu soylemiyor mu ki). Kendisini gosterebiliyor, agzi cok iyi laf yapiyor, her delige girebiliyor... Hirsli, tuttugunu kopariyor....
Yok, benim olmak istedigim kadin olamaz....
Onu son derece ahlaksiz buluyorum bir kere... Sinav sorularini ofis disina cikarip bir guzel ogencilerine verdigi icin olabilir bu; ki kimsenin bundan haberi yok, herkes iyi bir ogretmen oldugu icin sinav sonuclarinin iyi oldugunu saniyor.... Bana sinav sorularini vermeyi teklif ettiginde gozlerim yuvalarindan firladi!!! Boylesi bir cesaret, boylesi bir kurnazlik, boylesi bir ahlaksizlik! Ilk o zaman maskesini, gercek yuzunu gormustum! Ne cok korkarim maskesi olanlardan oysa...
Veya insanlarin agzindan laf alip, hatta onlari cokca kullanip, gelismeleri kendi lehine cevirdigi icin de olabilir... Sonucta "teacher trainer" etiketini bu sekilde kapmadi mi ki! Benim agzimdan ne olmak istedigimi, planlarimi, kariyerimde bir sonra atacagim adimi, hayallerimi ogrendi ve bir guzel ben yaz tatilindeyken, gozlerden uzaktayken, ayakta uyuyan mudurumu de kullanarak, onu ikna ederek, basvurusunu yapti, gerekli formalari cabucak ben gelmeden dolduruverdi, Cambridge Universitesi'ne gonderiverdi... Yaz tatilimden dondugumde o cok istedigim ve ugrunda taklalar attigim "teacher trainer" pozisyonu icin onun secilmis oldugunu ogrendigimde beynimden vurulmusa ugradim.. Benim 19 yillik ogretmenligim, egitimim, deneyimim, liderligim bir kenara atilmis; iki senelik yeni yetme ancak en iyi arkadasimin "teacher trainer" olmasina karar verilmisti... O yaz ben tatildeyken basvuruyu yaptigini hic bir zaman soylemedi bana, Mary'nin kendisini secmis oldugunu soyledi onun yerine... Ancak isin gercegini ben baskasindan ogrendim, mudurumden, Mary'den; agzim bes karis acilmisken...
Veya profosyonel bir sekilde "kic yaladigi" icin de olabilir... Gormedim mi ki nasil yalakalik yaptigini kac kere Mary'e... Onun cantasini bile tasidi, benim sozde en yakin arkadasim... Hatta benim cikardigim materyalleri kendisinin metaryaliymis gibi gosterdi, kendini daha da ustun gostermeyi boyle basardi!
Yok yok en kotusu sanirim Melanie'nin ona en ihtiyaci oldugu sirada poposu yemedigi icin ve Mary'nin gozunden dusmemek icin destegini cekmesi de olabilir - bak simdi aklima geldi..
Her ne olursa olsun o ahlaksiz bir kadin benim gozumde.. Boylelerine hayatim botunca tiksintiyle bakmisimdir...
Olmak istedigim kadin olamaz o!!!
Kici kirik Turk medyasi... galyana gelen saf milletim
12 Temmuz 2009 tarihinde yazilmistir efenim, yazmisim iste kizip:
Adlari Uygur diye hemen de alivermisiz kanatlarimizin altina da daha kim olduklarini bile bilmiyoruz.. Sorun bakalim sokaktaki adama ne diyecek Uygurlar hakkinda.. Tarihi gecmisi hakkinda ne kadar bilgimiz var...
Ancak Turk degil mi koruyacagiz hic sorgusuz? Ya adamlar terroristse, ya ayrimciysa? Bak o zaman Turkiye' de ayni halti yapmaya kalsalar hemen iceri atariz, bir guzel doveriz sokaklarda poilis coplariyla kadin cocuk demeden, hatta falakaya baglariz, kayboluverir bazilari, merdivenden asagi kayar ve dusuverir bazilari polis goz altindayken daha... Sorarsak da "nerede oglum, babam" diye bir guzel yine tartaklaniriz...
Ancak soz konusu baska Turklerse, disaridaki Turklerse, vay haline o baska topraklarin, o baska milletin; hemen irkci kesiliriz karilarinda, tehditler savururuz... Bir okuyun allah askina... Hangi Turkler bunlar, nereden gelmisler, ne olmus da sorun cikmis, kimler arasinda cikmis hem, Cin hukumeti (milleti degil dikkatiniz cekiyorum, her ne kadar hemen saldiriverirsek insanlarina politikacilari yerine) bu konuda ne dusunuyor? Veya..... sen asil nesin, ne kadar alakan var bu durumla, ne yapabilirsin.. ah tabii ya bir de... sen ne yapiyorsun bu gibi durumlarda?? Once bir kendine bakmali, sonra elestirmeli baskalarini... sanki sutten cikmis ak kasigiz da!
Bir insan herhangi bir konuda daha hic bir sey bilmeden, arastirmadan sormadan gormeden, denemeden, eline alip incelemeden, orasina burasina bakip, koklayip tadip daha ne oldugunu anlamaya calismadan nasil olur da o konu hakkinda bir fikir sahibi olur, hatta bunu cok tehlikeli sayilabilecek aktivitelere dokebilir; bak onu da anlamis degilim... Bir insan nasil olur bir sloganla gider de, hic arastirmadan, bir kac adamin arkasina dizilir, oraya buraya tas atar, gozu cekik gordugu her adama saldirir, camini damini indirir asagiya - bak onu da bilmiyorum...
Aklima ilk gelen anim - bu konuyla cok ilgili.... Yillar once Bilkent'de ders veriyorum.. Dersimin adi "Critical Thinking"... "Rhetorical Analysis" nasil yapilir ona bakiyoruz... yani yazili bir texte baktiginda gercekle kurguyu ayiribilecek miyiz ona bakacagiz ve bunun icin dil nasil kullanilmis onu irdeleyecegiz, iste sozun kisasi.. Derken elimize harika bir firsat dustu.. Sevgili Sabah gazetesi bu isi bizim icin yapmis, hatta milletimizi butun dunyanin gozu onunde koca bir sakaya cevirmeyi basarmisti bile.. Bir Ingiliz gazetesinde bizim icin yazilmis harika bir yaziyi Turk dusmani ilan edivermisti... Niyesi yazinin ilk paragrafi... Butun texte bakmamis bizim gazetecimiz, onun yerine isine gelen yeri, yani ilk paragrafi almis, ve butun Turk milletini Ingiliz mitlletini ve mallarini protesto etmeye, hatta elcilige de nefret dolu da bir mektup gondermeye cagiriyordu... Biz de gayet punduna gelmis, Sabah gazetesinin bizim icin tercume ettigi o abuk protesto mektubunu bir guzel gonderiyorduk da gonderiyorduk Ingiliz elciligine/konsolosluguna sapsalca ayni zamanlarda... kac gun gulmuslerdir bak bunu da merak ediyorum...
(Meraklisina: "Turkiye'yi bombalayalim, ustunde jetlerimizi ucuralim, meclisini yok edelim, ic durumlarina durmadan mudahale edelim, biz Ingiliz degilmiyiz yapariz, bu bizim hakkimiz" diye baslayan bir yazi.. Ilk paragrafi boyle.. Ancak sonrasinda Ingiliz dis politikasini, ozellikle Turkiye'ye yonelik dis politikayi - hem de teeee Arabistanli Lawrence devrinden baslayip - gayet elestiren inanilmaz guzellikte bizim avatajimiza yazilmis bir yaziydi oysa!!!)
Bu is nasil olur.. Yaaaaa istesi burada.. Okumuyoruz ki.. Arastirmiyoruz ki... isimize oylesi gelmiyor ki.. Sloganla gitmesi daha kolay.. hem agressive olmak daha bir karakterimize yakisiyor.. oyle adam gibi oturup konusamiyoruz ki biz..
Simdi de oyle.. Kici kirik Turk medyasi yine yapacagini yapmis, bizim sevgili irkci hukumetimizle bir olmus provoke ediyor hepimizi, biz de punduna geliyoruz - ayni bundan bilmem kac sene oncesinde oldugu gibi..
Hani sokaktaki adam yapsa yine bir yere kadar.. Bunu burada cok sevdigim insanlar bile yapiyor..
Ancak benden soylemesi: ben irkcilarla aptallarla arkadaslik yapmiyorum... kendinize gelin efendiler!
Rhetorical Analysis de neyin nesi derseniz: http://rhetoric.byu.edu/Pedagogy/Rhetorical%20Analysis%20heuristic.htm
Uygurlarla ilgili haberler- BBC'den (sabah gazetesinden degil!)http://news.bbc.co.uk/1/hi/world/asia-pacific/7540636.stmhttp://news.bbc.co.uk/1/hi/world/asia-pacific/8139516.stm
Adlari Uygur diye hemen de alivermisiz kanatlarimizin altina da daha kim olduklarini bile bilmiyoruz.. Sorun bakalim sokaktaki adama ne diyecek Uygurlar hakkinda.. Tarihi gecmisi hakkinda ne kadar bilgimiz var...
Ancak Turk degil mi koruyacagiz hic sorgusuz? Ya adamlar terroristse, ya ayrimciysa? Bak o zaman Turkiye' de ayni halti yapmaya kalsalar hemen iceri atariz, bir guzel doveriz sokaklarda poilis coplariyla kadin cocuk demeden, hatta falakaya baglariz, kayboluverir bazilari, merdivenden asagi kayar ve dusuverir bazilari polis goz altindayken daha... Sorarsak da "nerede oglum, babam" diye bir guzel yine tartaklaniriz...
Ancak soz konusu baska Turklerse, disaridaki Turklerse, vay haline o baska topraklarin, o baska milletin; hemen irkci kesiliriz karilarinda, tehditler savururuz... Bir okuyun allah askina... Hangi Turkler bunlar, nereden gelmisler, ne olmus da sorun cikmis, kimler arasinda cikmis hem, Cin hukumeti (milleti degil dikkatiniz cekiyorum, her ne kadar hemen saldiriverirsek insanlarina politikacilari yerine) bu konuda ne dusunuyor? Veya..... sen asil nesin, ne kadar alakan var bu durumla, ne yapabilirsin.. ah tabii ya bir de... sen ne yapiyorsun bu gibi durumlarda?? Once bir kendine bakmali, sonra elestirmeli baskalarini... sanki sutten cikmis ak kasigiz da!
Bir insan herhangi bir konuda daha hic bir sey bilmeden, arastirmadan sormadan gormeden, denemeden, eline alip incelemeden, orasina burasina bakip, koklayip tadip daha ne oldugunu anlamaya calismadan nasil olur da o konu hakkinda bir fikir sahibi olur, hatta bunu cok tehlikeli sayilabilecek aktivitelere dokebilir; bak onu da anlamis degilim... Bir insan nasil olur bir sloganla gider de, hic arastirmadan, bir kac adamin arkasina dizilir, oraya buraya tas atar, gozu cekik gordugu her adama saldirir, camini damini indirir asagiya - bak onu da bilmiyorum...
Aklima ilk gelen anim - bu konuyla cok ilgili.... Yillar once Bilkent'de ders veriyorum.. Dersimin adi "Critical Thinking"... "Rhetorical Analysis" nasil yapilir ona bakiyoruz... yani yazili bir texte baktiginda gercekle kurguyu ayiribilecek miyiz ona bakacagiz ve bunun icin dil nasil kullanilmis onu irdeleyecegiz, iste sozun kisasi.. Derken elimize harika bir firsat dustu.. Sevgili Sabah gazetesi bu isi bizim icin yapmis, hatta milletimizi butun dunyanin gozu onunde koca bir sakaya cevirmeyi basarmisti bile.. Bir Ingiliz gazetesinde bizim icin yazilmis harika bir yaziyi Turk dusmani ilan edivermisti... Niyesi yazinin ilk paragrafi... Butun texte bakmamis bizim gazetecimiz, onun yerine isine gelen yeri, yani ilk paragrafi almis, ve butun Turk milletini Ingiliz mitlletini ve mallarini protesto etmeye, hatta elcilige de nefret dolu da bir mektup gondermeye cagiriyordu... Biz de gayet punduna gelmis, Sabah gazetesinin bizim icin tercume ettigi o abuk protesto mektubunu bir guzel gonderiyorduk da gonderiyorduk Ingiliz elciligine/konsolosluguna sapsalca ayni zamanlarda... kac gun gulmuslerdir bak bunu da merak ediyorum...
(Meraklisina: "Turkiye'yi bombalayalim, ustunde jetlerimizi ucuralim, meclisini yok edelim, ic durumlarina durmadan mudahale edelim, biz Ingiliz degilmiyiz yapariz, bu bizim hakkimiz" diye baslayan bir yazi.. Ilk paragrafi boyle.. Ancak sonrasinda Ingiliz dis politikasini, ozellikle Turkiye'ye yonelik dis politikayi - hem de teeee Arabistanli Lawrence devrinden baslayip - gayet elestiren inanilmaz guzellikte bizim avatajimiza yazilmis bir yaziydi oysa!!!)
Bu is nasil olur.. Yaaaaa istesi burada.. Okumuyoruz ki.. Arastirmiyoruz ki... isimize oylesi gelmiyor ki.. Sloganla gitmesi daha kolay.. hem agressive olmak daha bir karakterimize yakisiyor.. oyle adam gibi oturup konusamiyoruz ki biz..
Simdi de oyle.. Kici kirik Turk medyasi yine yapacagini yapmis, bizim sevgili irkci hukumetimizle bir olmus provoke ediyor hepimizi, biz de punduna geliyoruz - ayni bundan bilmem kac sene oncesinde oldugu gibi..
Hani sokaktaki adam yapsa yine bir yere kadar.. Bunu burada cok sevdigim insanlar bile yapiyor..
Ancak benden soylemesi: ben irkcilarla aptallarla arkadaslik yapmiyorum... kendinize gelin efendiler!
Rhetorical Analysis de neyin nesi derseniz: http://rhetoric.byu.edu/Pedagogy/Rhetorical%20Analysis%20heuristic.htm
Uygurlarla ilgili haberler- BBC'den (sabah gazetesinden degil!)http://news.bbc.co.uk/1/hi/world/asia-pacific/7540636.stmhttp://news.bbc.co.uk/1/hi/world/asia-pacific/8139516.stm
Wednesday, August 26
Bir agacim var benim, kocaman bir parkin icinde...
Bir agacim var benim... Kocaman bir parkin icinde.. Ara ara bisikletim, mor ayakkabilarim ve ben ziyaret ediyoruz onu... canimin SIKILmasi, icimin daralmasi, kafamin iyiden iyiye bulanmasi gerek ancak ziyaretlerimin oncesinde...
Kocaman bir parkin icinde, neredeyse yalniz bir agac benim agacim... Kocaman dallari ve iri yapraklariyla sarkmis cimenler ve insanlar ustune... Evet, cevresinde insanlar oluyor olmasina da - yine de yalniz kalabiliyorum boyle kalabaliklar icinde hemen agacimin altinda... O beni anliyor, ozel bir iliskisi bizimkisi, o da benim gibi kalabaliklar icinde yalniz hissediyor kendisini....
Adina "yeniden bulmak" diyorum ziyaretlerime... Evimin kapisindan bu agacin altina beni bisikletim tasiyor bazi ozel aksamlarda... Once kendime bir kahve ismarliyorum hemen yakinlardaki bir cafe'den.... Arkasindan ayakkabilarimi cikariyorum... cimenler ustunde ciplak ayaklarim ve ben bir tur attiktan hemen sonra ise.... altina oturuyorum, yayiliyorum, yatiyorum, siginiyorum ona... goklere dikiyorum gozlerimi, bulutlara sonra, bir ara dallarina yapraklarina, dallarina konmus kuslarina.... dusunuyorum.. kucuk budhalar gibi...
Beni, bensizligi;
hayati, dogumu, olumu, hastaligi;
kararlarimi, kararsizliklarimi;
ne olacagini, ne olmasi gerektigini, ne olmayacagini;
gereklilikleri, zorunluluklari, istekleri, yine de herseye ragmen yapabilecegim cilginliklari;
korkularimi, hayallerimi, ruyalarimi, sevgimi, kirginliklarimi, kizginliklarimi;
silinmisleri, yerleri degismisleri, yeniden hayatima girmisleri...
dusunuyorum iste oyle.. kucuk budhalar gibi...
Kocaman bir parkin icinde, neredeyse yalniz bir agac benim agacim... Kocaman dallari ve iri yapraklariyla sarkmis cimenler ve insanlar ustune... Evet, cevresinde insanlar oluyor olmasina da - yine de yalniz kalabiliyorum boyle kalabaliklar icinde hemen agacimin altinda... O beni anliyor, ozel bir iliskisi bizimkisi, o da benim gibi kalabaliklar icinde yalniz hissediyor kendisini....
Adina "yeniden bulmak" diyorum ziyaretlerime... Evimin kapisindan bu agacin altina beni bisikletim tasiyor bazi ozel aksamlarda... Once kendime bir kahve ismarliyorum hemen yakinlardaki bir cafe'den.... Arkasindan ayakkabilarimi cikariyorum... cimenler ustunde ciplak ayaklarim ve ben bir tur attiktan hemen sonra ise.... altina oturuyorum, yayiliyorum, yatiyorum, siginiyorum ona... goklere dikiyorum gozlerimi, bulutlara sonra, bir ara dallarina yapraklarina, dallarina konmus kuslarina.... dusunuyorum.. kucuk budhalar gibi...
Beni, bensizligi;
hayati, dogumu, olumu, hastaligi;
kararlarimi, kararsizliklarimi;
ne olacagini, ne olmasi gerektigini, ne olmayacagini;
gereklilikleri, zorunluluklari, istekleri, yine de herseye ragmen yapabilecegim cilginliklari;
korkularimi, hayallerimi, ruyalarimi, sevgimi, kirginliklarimi, kizginliklarimi;
silinmisleri, yerleri degismisleri, yeniden hayatima girmisleri...
dusunuyorum iste oyle.. kucuk budhalar gibi...
Thursday, August 13
Macho erkege mektuplar
Bilmeyenlere duyurulur: ben kadinim, kadin haklarini elbette koruyacagim, hele soz konusu Turkiye'deki kadinlar olursa... Siz de once insan olun; icinde bulundugunuz toplumunuzun yarisini olusturan kadin milletini insan yerine koyun, bana saldiracaginiza! Kadin got-gobek-meme uclusunden cok daha sey ifade etmeli o orumcek beyinlerinizde - bu boyle biline!
Hmmm senin cevrendeki kadinlari cok tanimiyorum da simdi kafamda bir seyler olusmaya basliyor - yani neredeyse... Sonucta hem cinslerinin birer sex objesi olarak gorulmesine bir sey demeyen kadinciklar, citir hatuncuklar bunlar cok belli, veya daha kotusu, kendi sex'lerini, bedenlerini avantajlari icin kullanan, ama kendine kadin diyen yaratiklardan olsa gerek yaninda kadin diye adlandirdigin bu seyler.. Daha kadinliklarini, kadinin ne oldugunu biliyorlar mi allahaskina kadinciklarin senin?
Feminist olabilirim, bence her kadin biraz feminist olmali zaten! Veya alternative olarak, senin beni hemen iki saniyede kadinlarin tarafindayim diye adlandirdigin gibi (ne komik) cirkin feminist, lezbiyen, bisexuel, veya oteki guzel kadinlari kiskanan zavalli kadin bile olabilirim... Sonucta ne zaman kadinlari korusam, onlarin haklarini arasam, bir iki laf etsem bu konuda, "beni utandiriyor bu haksiz ve yandas durumumuz" desem, bana ilk layik gorulen sifaftlar bunlar - ben alistim artik...
Varin beni cirkin feminist, pis lezbiyen, veya biseksuel, veya veya diger guzel kadinlari kiskanan zavalli kadin sayin.. Ancak sunu soylemeden de edemeyecegim: niyeyse, kimse bana "sen akilli kadinsin, bak neleri gormussun, hakikaten bir seyler yapilmali bu konuda" diyen bir erkek de cikmiyor... Niyeyse, erkekler benimle catismaya girmek zorunda hissediyor kendini....
Ataturk sence lezbiyen miydi? Yoksa cirkin feminist mi? Bak o "benim etrafimdaki kadinlarin hepsi ozgur, akilli, hatta benden daha cok seyleri var" demedi.. Onun yerine deger kadinlara bakti, Anadolu'ya bakti.. Tore cinayetlerine kurban gidiyor ulkende, ulkemde kadinlarimiz hala.. Bir mal gibi satiliyorlar hala.. Okula bile gonderilmiyorlar... Popolarni elliyoruz hala sokaklarda.. Bosadigimizda da atabiliyoruz onlari, yenisini aliyoruz hatta, mahkeme karsindan hic bir haklari olmuyor.. Daha kotusu cogu dayak yiyor evinde hala!
Senin kadinciklarin bunlari biliyor mu sahi? Duymus olabilirler mi sahi? ya sen biliyormusun, biliyormuydun?
Onumdekinden arkamdakinden - artik neye goz dikmisse erkek milleti (veya sen) - daha fazlasi var bende, hemcinslerimde.. Bir erkekte bulamayacagin milyon tane karmasik duygular agi var icimizde mesela bizim... birbirleriyle surekli haberlesen, ancak bir o kadar da kavga eden, bir suru kadin var icimizde mesela en iyisi olmaya calisan... Agriya, aciya oldukca dayanikli vucudumuz mesela.. Kalp hastasindan patir patir gitmiyoruz, daha uzun yasiyoruz mesela... Dogurabiliyoruz, sevebiliyoruz hic kosulsuz cogumuz.. Anne, abla, evin hamarat kizi, baci, yenge, teyze, hala, komsu kizi, en iyi kiz arkadas - veya hadi onu gectim - Femme Fatale, Penelope, Lolita, Pin- up girl, Career Woman, Yummy Mummy diye milyon tane farkli role girebiliyoruz - siz isteyin yeter ki... ne taklalar atiyoruz onunuzde farkinda degil misiniz yoksa? Belki popodan daha ileriye gecmeli, biraz kadinin kafasinin taaaaaaaaa en derinlerine inmelisin.. Hayran olacagina eminim...
Biz almak istiyoruz zaten hakkimizi... da... daha sesimizi ilk cikardigimizda, daha ilk cumleyi bir yerlere not ettigimizde, "hayt lan oturun oturdugunuz yere" diyorsunuz - bakiniz bana bile neler dendi.. . Eeee nasil baslayacak bu is bu proje peki!
Bence herbir yanimizi sarmis "kadini bir meta, bir mal gibi gorme" mantigindan baslayacagiz.. "Ben mal degilim, ben insanim, senin gibi insanim, ayni senin gibi haklarim var benim" demekten baslayacak hersey...
Biz cumleyi kuracagiz da siz sanki pek hazir degilsiniz... Yoksa lezbiyen olmazdi adim degil mi benim ama?
Bence butun erkek milleti once bir adam/insan olsun once.. bir yerde haksizlik da varsa verin hakkini.. "Bu benim sorunum degil bana ne" diyen anlayistan olesiye nefret ediyorum. Sen de oyle yapmalisin, bu senin de sorunun cunku..
Niye vermeyecekmissin ki hakkini kadinin? sen de baslamiyor mu bu is hem? Sen boyle dersen oteki erkekler ne diyecek peki? Guya sen akilli olanlarindansin.. Eee sen daha agzima onca lafi sokarsan daha cumleme baslamadan nasil olacak bu is?
Bulusalim senin kadinlarin ve ben.. Ama sonra "bozdun herseyi, ne guzel gul gibi geciniyorduk, lanet kadin" deme bana.. :)
Hmmm senin cevrendeki kadinlari cok tanimiyorum da simdi kafamda bir seyler olusmaya basliyor - yani neredeyse... Sonucta hem cinslerinin birer sex objesi olarak gorulmesine bir sey demeyen kadinciklar, citir hatuncuklar bunlar cok belli, veya daha kotusu, kendi sex'lerini, bedenlerini avantajlari icin kullanan, ama kendine kadin diyen yaratiklardan olsa gerek yaninda kadin diye adlandirdigin bu seyler.. Daha kadinliklarini, kadinin ne oldugunu biliyorlar mi allahaskina kadinciklarin senin?
Feminist olabilirim, bence her kadin biraz feminist olmali zaten! Veya alternative olarak, senin beni hemen iki saniyede kadinlarin tarafindayim diye adlandirdigin gibi (ne komik) cirkin feminist, lezbiyen, bisexuel, veya oteki guzel kadinlari kiskanan zavalli kadin bile olabilirim... Sonucta ne zaman kadinlari korusam, onlarin haklarini arasam, bir iki laf etsem bu konuda, "beni utandiriyor bu haksiz ve yandas durumumuz" desem, bana ilk layik gorulen sifaftlar bunlar - ben alistim artik...
Varin beni cirkin feminist, pis lezbiyen, veya biseksuel, veya veya diger guzel kadinlari kiskanan zavalli kadin sayin.. Ancak sunu soylemeden de edemeyecegim: niyeyse, kimse bana "sen akilli kadinsin, bak neleri gormussun, hakikaten bir seyler yapilmali bu konuda" diyen bir erkek de cikmiyor... Niyeyse, erkekler benimle catismaya girmek zorunda hissediyor kendini....
Ataturk sence lezbiyen miydi? Yoksa cirkin feminist mi? Bak o "benim etrafimdaki kadinlarin hepsi ozgur, akilli, hatta benden daha cok seyleri var" demedi.. Onun yerine deger kadinlara bakti, Anadolu'ya bakti.. Tore cinayetlerine kurban gidiyor ulkende, ulkemde kadinlarimiz hala.. Bir mal gibi satiliyorlar hala.. Okula bile gonderilmiyorlar... Popolarni elliyoruz hala sokaklarda.. Bosadigimizda da atabiliyoruz onlari, yenisini aliyoruz hatta, mahkeme karsindan hic bir haklari olmuyor.. Daha kotusu cogu dayak yiyor evinde hala!
Senin kadinciklarin bunlari biliyor mu sahi? Duymus olabilirler mi sahi? ya sen biliyormusun, biliyormuydun?
Onumdekinden arkamdakinden - artik neye goz dikmisse erkek milleti (veya sen) - daha fazlasi var bende, hemcinslerimde.. Bir erkekte bulamayacagin milyon tane karmasik duygular agi var icimizde mesela bizim... birbirleriyle surekli haberlesen, ancak bir o kadar da kavga eden, bir suru kadin var icimizde mesela en iyisi olmaya calisan... Agriya, aciya oldukca dayanikli vucudumuz mesela.. Kalp hastasindan patir patir gitmiyoruz, daha uzun yasiyoruz mesela... Dogurabiliyoruz, sevebiliyoruz hic kosulsuz cogumuz.. Anne, abla, evin hamarat kizi, baci, yenge, teyze, hala, komsu kizi, en iyi kiz arkadas - veya hadi onu gectim - Femme Fatale, Penelope, Lolita, Pin- up girl, Career Woman, Yummy Mummy diye milyon tane farkli role girebiliyoruz - siz isteyin yeter ki... ne taklalar atiyoruz onunuzde farkinda degil misiniz yoksa? Belki popodan daha ileriye gecmeli, biraz kadinin kafasinin taaaaaaaaa en derinlerine inmelisin.. Hayran olacagina eminim...
Biz almak istiyoruz zaten hakkimizi... da... daha sesimizi ilk cikardigimizda, daha ilk cumleyi bir yerlere not ettigimizde, "hayt lan oturun oturdugunuz yere" diyorsunuz - bakiniz bana bile neler dendi.. . Eeee nasil baslayacak bu is bu proje peki!
Bence herbir yanimizi sarmis "kadini bir meta, bir mal gibi gorme" mantigindan baslayacagiz.. "Ben mal degilim, ben insanim, senin gibi insanim, ayni senin gibi haklarim var benim" demekten baslayacak hersey...
Biz cumleyi kuracagiz da siz sanki pek hazir degilsiniz... Yoksa lezbiyen olmazdi adim degil mi benim ama?
Bence butun erkek milleti once bir adam/insan olsun once.. bir yerde haksizlik da varsa verin hakkini.. "Bu benim sorunum degil bana ne" diyen anlayistan olesiye nefret ediyorum. Sen de oyle yapmalisin, bu senin de sorunun cunku..
Niye vermeyecekmissin ki hakkini kadinin? sen de baslamiyor mu bu is hem? Sen boyle dersen oteki erkekler ne diyecek peki? Guya sen akilli olanlarindansin.. Eee sen daha agzima onca lafi sokarsan daha cumleme baslamadan nasil olacak bu is?
Bulusalim senin kadinlarin ve ben.. Ama sonra "bozdun herseyi, ne guzel gul gibi geciniyorduk, lanet kadin" deme bana.. :)
Here is one Chinese proverb I absolutely love- thanks to my beautiful friend Leyla..
“Only the man who crosses the river at night knows the value of the light of day”
Erich Fromm on nationalism & patriotism * Got this from my friend Leyla....
“Nationalism is our form of incest, is our idolatry, is our insanity. ''Patriotism'' is its cult. It should hardly be necessary to say, that by ''patriotism'' I mean that attitude which puts the own nation above humanity, above the principles of truth and justice; not the loving interest in one's own nation, which is the concern with the nation's spiritual as much as with its material welfare /never with its power over other nations. Just as love for one individual which excludes the love for others is not love, love for one's country which is not part of one's love for humanity is not love, but idolatrous worship.”
Erich Fromm
Erich Fromm
Kendime notlar...
Insan musvettelerinden; aklın ve bilmin yolunu seçmemiş ebleklerden; boston yutmuş insancıklardan ve bir o kadar da kucuk-daglari-ben-yarattim-gerisi-hikaye diye salinan ve alacagin en kucuk zevki bile sana zindan eden kaprisli kadinciklardan; tek bildigi ve papagan gibi her saniye "sen benim amcamin kim oldugunu biliyormusun" cumlesini sarfeden, ancak bir tek yanindaki itlere ve(ya) belindeki silaha guvenen magandalardan; propaganda ile yola cıkmış ancak ne ugruna elini kolunu salladigini bilmeyen, sormayan ahmaklardan; poposu veya bilmem neresi ile bir yere gelenlerden ve buna izin verenlerden; küçük karlar peşinde koşanlardan ve seni baskalari ile karistiran, aptal sanan sahtekarlardan; ve en önemlisi benim varliğımı hiçe sayan yosma kafalılardan uzak duracağım....
Kendime notlar.... by F. Nietzsche
"Keyif ve keyifsizliğin birbirinden asla ayrılmaz şeyler olduğunu düşünelim, öyle ki insan birinin ne kadarına sahip olmak isterse ötekinin de ancak o kadarına sahip olacak. Seçim sizin: Mümkün olduğu kadar az keyifsizlik, kısacası acısız bir yaşam mı, yoksa o ana kadar hiç tadılmamış zevkleri tatmanın, keyifleri yaşamanın bedelini ödemeyi göze alarak mümkün olduğu kadar çok keyifsizlik mi? Eğer ilk seçeneği yeğler ve acılarınızı azaltmayı, hatta yok etmeyi isterseniz, o zaman zevk alma kapasiteniz de azalacak, hatta yok olacak."
Nietzsche
Nietzsche
Oyle bir hayat yasadim ki.... by F.Nietzsche
ÖYLE BİR HAYAT YAŞIYORUM Kİ
Gidene kal demeyeceksin.
Gidene kal demek zavallılara,
Kalana git demek terbiyesizlere,
Dönmeyene dön demek acizlere,
Hak edene git demek asillere yakışır.
Kimseye hak etmediğinden fazla değer verme, yoksa değersiz olan hep sen olursun...
Düşün, kim üzebilir seni senden başka?
Kim doldurabilir içindeki boşluğu sen istemezsen?
Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen?
Kim yıkar, yıpratır sen izin vermezsen?
Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?
Her şey sende başlar, sende biter...
Yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme, tükettirme içindeki yaşama sevgisini.
Ya çare sizsiniz yada çaresizsiniz…
Öyle bir hayat yaşıyorum ki,
Cenneti de gördüm, cehennemi de.
Öyle bir aşk yaşadım ki,
Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de.
Bazıları seyrederken hayatı en önden,
Kendime bir sahne buldum oynadım.
Öyle bir rol vermişler ki,
Okudum okudum anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde.
Hem kızdım hem güldüm halime
Sonra dedim ki 'söz ver kendine
Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin.
Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin.
Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin.
Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin.
Öyle bir hayat yaşadım ki, son yolculukları erken tanıdım.
Öyle çok değerliymiş ki zaman,
Hep acele etmem bundandı
Anladım...
F. Nietzsche
Gidene kal demeyeceksin.
Gidene kal demek zavallılara,
Kalana git demek terbiyesizlere,
Dönmeyene dön demek acizlere,
Hak edene git demek asillere yakışır.
Kimseye hak etmediğinden fazla değer verme, yoksa değersiz olan hep sen olursun...
Düşün, kim üzebilir seni senden başka?
Kim doldurabilir içindeki boşluğu sen istemezsen?
Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen?
Kim yıkar, yıpratır sen izin vermezsen?
Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?
Her şey sende başlar, sende biter...
Yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme, tükettirme içindeki yaşama sevgisini.
Ya çare sizsiniz yada çaresizsiniz…
Öyle bir hayat yaşıyorum ki,
Cenneti de gördüm, cehennemi de.
Öyle bir aşk yaşadım ki,
Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de.
Bazıları seyrederken hayatı en önden,
Kendime bir sahne buldum oynadım.
Öyle bir rol vermişler ki,
Okudum okudum anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde.
Hem kızdım hem güldüm halime
Sonra dedim ki 'söz ver kendine
Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin.
Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin.
Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin.
Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin.
Öyle bir hayat yaşadım ki, son yolculukları erken tanıdım.
Öyle çok değerliymiş ki zaman,
Hep acele etmem bundandı
Anladım...
F. Nietzsche
If by R.Kipling
If you can keep your head when all about you
Are losing theirs and blaming it on you;
If you can trust yourself when all men doubt you,
But make allowance for their doubting too;
If you can wait and not be tired by waiting,
Or being lied about, don't deal in lies,
Or being hated, don't give way to hating,
And yet don't look too good, nor talk too wise:
If you can dream -- and not make dreams your master;
If you can think -- and not make thoughts your aim;
If you can meet with Triumph and Disaster
And treat those two imposters just the same;
If you can bear to hear the truth you've spoken
Twisted by knaves to make a trap for fools,
Or watch the things you gave your life to, broken,
And stoop and build 'em up with worn-out tools;
If you can make one heap of all your winnings
And risk it on one turn of pitch-and-toss,
And lose, and start again at your beginnings
And never breathe a word about your loss;
If you can force your heart and nerve and sinew
To serve your turn long after they are gone,
And so hold on when there is nothing in you
Except the Will which says to them: "Hold on!"
If you can talk with crowds and keep your virtue,
Or walk with kings -- nor lose the common touch,
If neither foes nor loving friends can hurt you,
If all men count with you, but none too much;
If you can fill the unforgiving minute
With sixty seconds' worth of distance run --Yours is the Earth and everything that's in it,
And -- which is more -- you'll be a Man, my son!
Are losing theirs and blaming it on you;
If you can trust yourself when all men doubt you,
But make allowance for their doubting too;
If you can wait and not be tired by waiting,
Or being lied about, don't deal in lies,
Or being hated, don't give way to hating,
And yet don't look too good, nor talk too wise:
If you can dream -- and not make dreams your master;
If you can think -- and not make thoughts your aim;
If you can meet with Triumph and Disaster
And treat those two imposters just the same;
If you can bear to hear the truth you've spoken
Twisted by knaves to make a trap for fools,
Or watch the things you gave your life to, broken,
And stoop and build 'em up with worn-out tools;
If you can make one heap of all your winnings
And risk it on one turn of pitch-and-toss,
And lose, and start again at your beginnings
And never breathe a word about your loss;
If you can force your heart and nerve and sinew
To serve your turn long after they are gone,
And so hold on when there is nothing in you
Except the Will which says to them: "Hold on!"
If you can talk with crowds and keep your virtue,
Or walk with kings -- nor lose the common touch,
If neither foes nor loving friends can hurt you,
If all men count with you, but none too much;
If you can fill the unforgiving minute
With sixty seconds' worth of distance run --Yours is the Earth and everything that's in it,
And -- which is more -- you'll be a Man, my son!
Sunday, July 5
Benim sevgim benim ilgim benim vaktim
Benim sevgim, benim ilgim, benim vaktim oylesine degerli ki; ancak sevgime, ilgime ve vaktime deger ruhlarla ilgileniyorum... Oylesine ruhlari buldugumda onlara SIKI SIKIya baglandigim dogru; ancak bir adim geriye adim adilirsa, aslinda bunun muthis bir sans oldugunun farkina varmalisin... Cunku ben karsiliksiz yapiyorum bir seyi, kosulsuz sartsiz, oylesine; sadece sevdigim icin... Oylesine sevgi dolu olabilirim iste, korkulacak sasilacak derecede; neredeyse eminim boyle bir sevgi gormedigine...
Oyle simartilacak, oyle sevilecksin iste....
Cok cok mutlu olacaksin; bu da ek notu... :)
Oyle simartilacak, oyle sevilecksin iste....
Cok cok mutlu olacaksin; bu da ek notu... :)
Sunday, June 28
Pelin 2009
Pelin ucak biletini aldi.... saclarini kestirdi... dovmesini yaptirdi... kilo verdi.... gardrobunu degistirdi.... siyahlardan cikti, renkler aldi... azicik simardi... aynada guldu yuzune... bir kac insani hayatindan ativerdi, bir kac sozde-insani kusturdu, bir kac alinan yeni karar......... tatatatatata karsinizda - Pelin 2009.... Hayatinda ilk defa teninin altinda rahat... :))
Thursday, June 25
Hmmmmmm..... I may not be alone!
Thats how you fight loneliness
You laugh at every joke
Drag your blanket blindly
Fill your heart with smoke
And the first thing that you want
Will be the last thing you ever need
Thats how you fight it, just smile all the time.
You laugh at every joke
Drag your blanket blindly
Fill your heart with smoke
And the first thing that you want
Will be the last thing you ever need
Thats how you fight it, just smile all the time.
Sunday, June 7
Special thanks to Leyla for sharing this with me - by Virginia Satir
I am Me. In all the world, there is no one else exactly like me. Everything that comes out of me is authentically mine, because I alone chose it -- I own everything about me: my body, my feelings, my mouth, my voice, all my actions, whether they be to others or myself. I own my fantasies, my dreams, my hopes, my fears. I own my triumphs and successes, all my failures and mistakes. Because I own all of me, I can become intimately acquainted with me. By so doing, I can love me and be friendly with all my parts. I know there are aspects about myself that puzzle me, and other aspects that I do not know -- but as long as I am friendly and loving to myself, I can courageously and hopefully look for solutions to the puzzles and ways to find out more about me. However I look and sound, whatever I say and do, and whatever I think and feel at a given moment in time is authentically me. If later some parts of how I looked, sounded, thought, and felt turn out to be unfitting, I can discard that which is unfitting, keep the rest, and invent something new for that which I discarded. I can see, hear, feel, think, say, and do. I have the tools to survive, to be close to others, to be productive, and to make sense and order out of the world of people and things outside of me. I own me, and therefore, I can engineer me. I am me, and I am Okay.”
Subscribe to:
Posts (Atom)


